Televizyon kanalları toplum üzerinde etkisi en fazla olan, davranışları etkileyen ve yön veren araçlardır. Doğru biçimde kullanılırsa büyük fayda, yoksa büyük zararlara sebebiyet verir. Günümüzde birçok insan üç saatten fazla zamanını televizyonda geçirmekte. Hatta bazı evlerde televizyon hiç kapanmamakta.

Maalesef ulusal bazda yayın yapan televizyon kanallarının çoğunda gösterilen film ve dizilerde olumlu bir şey söylemek zor olduğu gibi olumsuzluklar aksine çok fazladır

Öncelikle belirtmek istiyorum ki Türk dizileri son 5-6 yıllık dönemde dünya sinemasının iddialı sektörleri kadar atılım göstermiş durumunda. Bir çok ülkede türk dizileri alt yazılı olarak veya ses değişikliği yapılarak izlenmekte. Birçok türk oyuncunun, yabancı hayran kitleleri oluşmaya başladı.

Her dizi film, o yere ait olan kültürü yansıtır. Türk dizilerine baktığımız zaman bize ait olan kültürden , aile şemalarından bahsediliyor fakat bu şemalar ilerleyen bölümlerde aldatma, hırsızlık, öfke, şiddet, ahlaksızlık gibi kötü olaylarla bize ait olmayan değerlerle ayrılıyor.

Türkiye 30 yılı aşkın televizyon macerasında çeşitli konulardan hemen hemen her diziyi izledi. Dram dizileri her zaman Türk seyircisinin kalbini çalan en önemli yapımlar oldular. Herhangi bir dizinin televizyonlarda kendine yer bulması için öncelikle reyting konusunda başarılı olması gerektiği önemli bir gerçekken, dram dizilerine Türk seyirciler tarafından çok büyük ilgi gösterilmesi elbette yapımcı ve senaristleri büyük oranda etkiledi. Dram dizilerinin neden Türk seyircisini bu kadar derinden etkilediğiyle ilgili en bilindik yorum ise bu dizilerdeki duygusallık olarak gösteriliyor.

 Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü gibi usta yazarların kalemlerinden dökülen romanların dizileri ülkemizde en çok izlenen diziler arasına girince birçok senarist senaryolarını bu tarz olaylar üstüne yazmaya başladı. Hayata dair birçok şeyi henüz bilmeyen çocuklar önce Aşk-ı Memnu’yu izleyip şiddet, ahlaksızlık, aldatma ve ihanetin nasıl olabileceğine dair senaryoları gördüler . Sonra liseyi bitirip üniversiteye geçince de ailenin yanından ayrılıp bir an önce maruz kaldıkları film senaryolarının içine girip , acıdan haz alma heyecanıyla kendilerini bu senaryolarda bulmak istediler . İnsan, maruz kaldığı her şeye bir süre sonra koşullanır . Misal kırmızıyı hiç sevmeyen biri, her gün kırmızı rengine maruz kalırsa, bir süre sonra koşullanma yaşar ve kırmızı iticiliğini yitirerek ondaki negatif etkisini alır. Biz de öfke, ihanet, yalan söyleme, aldatma vs gibi konulara maruz kalınca ilk önce hayretler içerisinde izledik , koşullandık ve bir süre sonra bu tarz olaylar normal gelmeye başladı. Hatta bu durum öyle büyüdü ki, birçok insan kendini bu olayları yaşarken buldu. Biz yetişkinlerin etkilendiği  diziler, çocuklarımızın bilincine tamamen yerleşiyor. Dizi senaristlerimiz toplumumuzu çöküşe götürmeye çalışıyor demiyorum, ancak farkına varılmayan güç bilinçsizce kullanılırken kolayca tehlikeli bir silaha dönüşebilir

Çocuklar dizideki sahneleri gerçek algılar ve canlandırmak ister!

Okul öncesi dönemde çocuk hayalle gerçeği de ayırt edemez. Bir insanın uçtuğunu gördüğünde bu duruma inanır ve kendisinin de uçabileceğini zanneder. Dolayısıyla izlediği programlar üzerinde yanlış etkiler bırakabilir. Bizim toplumumuzda kalabalık ailelerde çocuk ve gençler için yanlış olan bir alışkanlık da yetişkinler için ve yetişkinler dünyasını anlatan dizilerin büyükanne-büyükbaba, anne-baba ve çocuklar hep birlikte izlenmesidir. Oysa bir ailedeki bireyler yaşlarına ve deneyimlerine göre çok farklı algılara sahip olduğundan yetişkinleri olumsuz etkilemeyen diziler çocuk ve genç için travmatik olabilir. Dünyayı güvenilmez algılamasına, korku,endişe ve öfke duyguları  geliştirmesine neden olabilir.

-Üzüntü ve sıkıntı pek çok çocukta korku olarak geri döner. Yalnız kalmaktan, toplum içinde birey olamamaktan, şiddetten kaçan bazı çocuklar içine kapanık bir hayat sürerler ve bunun etkileri de oldukça çok çeşitlilikte karşımıza çıkar.

 Diziler, şiddetin ifadesini kolaylaştırır . Öfkesini kontrol edemeyen kahramanlar vurup kırıp birilerini öldürdükçe, toplumda şiddet de son derece kolay ve olması gereken bir olgu olarak kabulleniliyor ki bir dönem tüm gençlerin Polat Alemdar gibi giyinip onun gibi yürüdüler, onun gibi yaşamaya çalıştılar.

Ekran önemli bir araç, içi iyi doldurulmalı !

Türkiye’de yaşanan hızlı toplumsal değişmenin aile içi gelişmeleri zayıflatmakta, ailesinde sevgi ve saygıdan mahrum olan çocukların şiddet eğilimlerine yönelmesinin kaçınılmaz olmaktadır. Televizyon programları kötü davranışlar yerine iyi ve güzel davranışların yer aldığı sağlıklı rol ve modeller sunmalıdır. Bizim kültürümüzü ve geleneklerimizi yansıtmayan, ahlaki değerlerimizi yıpratan, kendimize ait kuralları yok eden, şiddet, cinsellik, sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelere özendiren yayınlardan kaçınıp; evrensel kültür değerlerine önem veren, öğretici ve değerlerimizin korunduğu diziler yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bir milletin geleceği, o dönemde yetişen çocuklardır ve her çocuk onu olumsuz etkileyen reytingi yüksek filmlerden daha çok  değerlidir.