Bazı davalar vardır; makam için yürünmez, mevki için taşınmaz. Bazı davalar vardır ki insanı rahatından, zamanından, hatta çoğu zaman kendi menfaatlerinden vazgeçirir. Çünkü o davanın temelinde çıkar değil, sevda vardır. İnanç vardır. Ülkü vardır.
Bugün siyaset denildiğinde çoğu insanın aklına makamlar, koltuklar ve imkanlar gelmektedir. Oysa gerçek dava adamları için siyaset; bir milletin geleceğine katkı sunmanın, hakkı ve hakikati savunmanın, milletin derdiyle dertlenmenin adıdır. Bu anlayışla yapılan siyaset, kolay zamanların değil zor zamanların işidir.
Her şeyin yolunda gittiği, imkanların bol olduğu dönemlerde siyaset yapmak elbette daha kolaydır. Kalabalıklar kendiliğinden oluşur, destekçiler çoğalır, alkışlar yükselir. Ancak asıl mesele, şartların ağırlaştığı dönemlerde aynı azim ve kararlılıkla yol yürüyebilmektir. İşte gerçek dava adamı burada ortaya çıkar.
Zor şartlarda siyaset yapmak; bazen imkansız görünen işleri başarmaya çalışmaktır. Bazen eldeki sınırlı imkanlarla büyük hedeflerin peşinden gitmektir. Bazen de herkesin vazgeçtiği yerde mücadeleye devam etmektir. İşte Anadolu’nun meşhur deyimiyle ifade edecek olursak, “kuru kavaktan düdük çıkarmaya çalışmak” tam da budur.
Çünkü dava şuuru, sonuçlara göre değil; inançlara göre hareket etmeyi gerektirir. Dava şuuru, şartlara teslim olmak değil, şartları değiştirmek için mücadele etmektir. Dava şuuru, menfaatin bittiği yerde değil, sorumluluğun başladığı yerde ortaya çıkar.
Tarih boyunca milletine hizmet eden büyük şahsiyetlere baktığımızda, onların en zor dönemlerde mücadele ettiklerini görürüz. Hiçbiri önlerine serilmiş imkanlarla yürümemiştir. Onları farklı kılan şey, vazgeçmemeleri ve inandıkları değerlerden taviz vermemeleridir.
Bugün de aynı ruhla hareket eden insanlar vardır. Belki imkanları sınırlıdır, belki karşılaştıkları engeller büyüktür. Ancak onları ayakta tutan şey, gönüllerindeki dava ateşidir. Çünkü onlar bilirler ki; kolay zamanların kahramanı olmak marifet değildir. Asıl marifet, fırtınanın ortasında gemiyi limana ulaştırabilmektir.
Sonuç olarak; makamlar gelir geçer, mevkiler değişir, unvanlar unutulur. Ancak bir dava uğruna verilen emek, gösterilen fedakarlık ve ortaya konulan mücadele daima hatırlanır. Bu nedenle gerçek dava adamları, koltukların değil; milletin gönlünde yer edinmenin peşindedir.
Ve bazen, kuru kavaktan düdük çıkarmaya çalışmak gibi görünen mücadeleler, geleceğin en büyük başarı hikâyelerine dönüşür.