Antalya’da yürütülen bir soruşturma kapsamında kamuoyuna yansıyan ifadeleri okurken insanın aklından geçen ilk soru şu oluyor:
Eğer bütün bunlar doğruysa, biz bu şehirleri kimlere emanet etmişiz?
Ortaya atılan iddialar öyle sıradan, geçiştirilecek cinsten değil.
Genç kadınların para ve belediyede işe alınma vaadiyle birtakım ilişkilere yönlendirildiği, bazı kişilerin bu ilişkilere aracılık ettiği, hatta dosyada bir kadının 17 yaşında olduğu döneme ilişkin beyanlarının bulunduğu ileri sürülüyor.
Altını özellikle çiziyorum: Bunlar bir soruşturma dosyasına yansıdığı belirtilen iddialardır. Yargılama tamamlanmadan hiç kimse hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir.
Ancak bir gazeteci ve her şeyden önce bu şehirde yaşayan bir insan olarak şunu sormak da bizim hakkımızdır:
Eğer bu iddialar doğruysa, bu nasıl bir güç sarhoşluğudur?
Bir kamu makamı insana ne verir?
Yetki verir.
İmkân verir.
İnsanların hayatına dokunabilme gücü verir.
Ama o makam hiç kimseye insanların çaresizliğinden yararlanma hakkı vermez.
Bir genç kadın iş arıyorsa, onun ihtiyacı üzerinden başka hesaplar yapılamaz.
Bir insan ekonomik olarak zor durumdaysa, çaresizliği birilerinin kişisel arzularının aracı hâline getirilemez.
Hele söz konusu olan 18 yaşından küçük bir genç kıza ilişkin iddialarsa, artık mesele çok daha ağırdır.
Beni asıl düşündüren noktalardan biri de şu:
Eğer bunlar yaşandıysa, nasıl bu kadar uzun süre kimsenin haberi olmadı?
Denetim nerede?
Kurumların iç mekanizmaları nerede?
Yöneticiler nerede?
Bir belediyede işe giriş süreçleri nasıl denetleniyor?
Kim, kimi, hangi kriterle işe alıyor?
Kamu kurumları hiç kimsenin şahsi mülkü değildir.
Belediyeler de değildir.
Oradaki makamlar, koltuklar, bütçeler ve kadrolar milletindir.
İş arayan bir gencin hakkı da milletin emanetidir.
Bu nedenle soruşturmanın sonuna kadar gidilmesi gerekiyor.
Kim suçluysa ortaya çıkarılmalı, kim suçsuzsa üzerindeki şaibe kaldırılmalı.
Ama hiçbir şey halının altına süpürülmemeli.
Çünkü burada yalnızca birkaç kişinin ne yaptığı tartışılmıyor.
Kamunun gücünün nasıl kullanıldığı tartışılıyor.
Bugün insanların siyasete ve kamu kurumlarına güveni zaten büyük yara almış durumda. Böyle iddialar karşısında gerçeklerin ortaya çıkarılmaması o güveni daha da yok eder.
Ve mesele hangi siyasi partiden, hangi belediyeden ya da hangi isimden söz edildiği de değildir.
Aynı iddialar başka bir belediye, başka bir parti veya başka bir başkan hakkında ortaya atılsaydı da aynı şeyi söylemek gerekirdi.
Çünkü ahlakın partisi olmaz.
Hukukun adamı olmaz.
Adaletin tarafı olmaz.
Bu şehir hepimizin.
Çocuklarımız burada büyüyor. Gençlerimiz burada iş arıyor. Kadınlarımız burada yaşıyor.
Onların geleceğini ve güvenini korumak, makam sahibi olan herkesin ilk sorumluluğudur.
Bu nedenle Antalya kamuoyunun bugün sorması gereken soru çok açık:
Eğer bu iddialar doğruysa, bütün bunlar nasıl yaşandı ve neden ancak şimdi ortaya çıkıyor?
Ve belki daha acı olanı:
Biz bu ülkeyi, bu şehirleri ve çocuklarımızın geleceğini kimlere emanet ediyoruz?
Gerçeği öğrenmek istiyoruz.
Eksiksiz, tarafsız ve hiçbir makamdan çekinmeden.
Çünkü Antalya bunu hak ediyor.
Kadınlarımız, gençlerimiz ve çocuklarımız bunu hak ediyor.
Ve eğer bu iddialar doğruysa; yazıklar olsun.