Aziz kardeşlerim. Asıl mes’ele-i mühime şudur ki; katiyyen bilelim ki yaratılışımızın en yüksek gayesi ve fıtratımızın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Yani, Allah’a imandır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Yani, Allah’ı tanımaktır.
Cin ve ins’in en parlak saadeti ve en tatlı nimeti o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Yani Allah’ı hakkıyla sevmektir. Ve ruh-u beşer için en halis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir. Evet bütün hakiki saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet elbette marifetullah ve muhabetullahtadır.
Onlar onsuz olamaz. Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven nihayetsiz saadete, nimete, envara, esrara; yabilkuvve veya bilfiil mazhardır.
Onu hakiki tanımayan, sevmeyen şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten müptela olur.
Evet, şu perişan dünyada avare nevbeşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, aciz, miskin bir insan bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?
İşte bu avare nevbeşer içinde, bu perişan fani dünyada insan sahibi tanımazsa, malikini bulmazsa ne kadar biçare, sergerdan olduğunu herkes anlar.
Eğer sahibini bulsa, malikini tanısa o vakit rahmetine iltica eder. Kudretine istinat eder. O vahşetgah dünya bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
Cenab-ı Hak bu fani dünyayı sizlere ve bizlere hakiki ticaretlerini yapıp, vazifelerini hakkınca ifa edenlerden olmamız dilek ve dualarımla.
Kardeşiniz Kazım Öz.
Not: Değerli kardeşlerim, bundan sonraki yazımızda sizlerle 11 kelime ve 11 müjde ve 11 şifalı bir bölümle beraber olmak niyatiyle.