Bize göre hayat çok zordur. Çok fazla acı, çok fazla hayal kırıklığı ve imkansız görevler gerektirir. Hafifletici çareler bulmadan yapamayız. Yardımcı kurgulardan vazgeçemeyiz. Peki nedir bu yardımcı kurgular? Acımız hakkında daha az düşünmemize sebep olan güçlü ilgi sapmaları; acıyı azaltarak onun yerine geçen doyumlar; ve bizi acıya duyarsız hale getiren şeyler diyerek başlayabiliriz. Voltaire, insanların bahçelerini ekmeleri gerektiği tavsiyesiyle Candide’ini daha yakına getirirken ilgi sapmasını amaçlamaktadır. Sanatın sunduğu gibi ikame doyumlar gerçeklikle çelişen fakat yine de fantezinin zihinsel yaşamda kendine ayırdığı yer sayesinde aklı tatmin eden yanılsamalardır.

İnsanlar hayatları boyunca mutluluğu ararlar, mutlu olmak ve öyle kalmak isterler. Bu çabanın bir olumlu bir de olumsuz yönü vardır; bir taraftan acıyı ve rahatsızlığı diğer taraftansa yoğun zevk tecrübesini yok etmeyi amaçlamaktadır. Zevk ilkesinin bizi zorla yönlendirdiği mutlu olma amacı elde edilebilir değildir, fakat bir şekilde mutluluğun elde edilmesine daha da yaklaşma çabasından vazgeçmeyebiliriz, hatta vazgeçemeyiz.

Mutluluk için çok farklı yollara girilebilir: bazıları amacın olumlu yönünün, yani zevk almanın peşindeyken, diğerleri olumsuz yönünün, yani acıdan kaçmanın peşindedir. Peki bizler bu kötü ruh halinden, kendimizi iyi hissettirmeyen duygulanımlardan nasıl kurtuluruz? Yazımı okuyanların bir kaçının 25 mg Selectre ve birçoğunun Prozac kullandığını görüyor gibiyim. Çoğu, karton kapaklı bir ‘iyi hissetmek’ kitabının iki Prozac hapından daha az maliyetli ve herhangi bir yan etkisi olmadığını bilmiyor gibi .Çünkü bizim ihtiyacımız olan öncelikli olarak bilişsel terapi olacaktır. Nedir bilişsel terapi?

Biliş, bir düşünce ya da algıdır. Yani bilişleriniz herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğünüzdür. Çoğumuzun kafasının içinde hiç susmayan sesler, beynimizi kemiren düşünceler vardır. Bazılarımız için bundan ziyade, bunları hiç kimseye anlatamamak bir nevi intihardır. Duygularınız kendinize verdiğiniz mesajlardan doğar. Aslında; duygularınız genellikle, hayatınızda olanlardan çok, nasıl düşündüğünüzle ilgilidir.

Yaklaşık iki bin yıl önce, Yunan filozof Epictetus, kişilerin ‘olaylardan değil, onlar hakkındaki görüşlerinden’ rahatsız olduklarını söylemiştir. Shakespeare bile ‘iyi ve kötü diye bir şey yoktur, düşünce onu öyle yapar’ derken, bu fikri ifade eder. Yani kişi, kendi içinde düşündüğü gibidir. Fakat depresif bir çok insan bunu böyle görmez. Depresif hissediyorsanız, bunun nedeninin başınıza gelen kötü olaylar olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Fakat her olayın bir iyi, bir de kötü yanı vardır. İyi yanından bakmak size ne kaybettirir?  Kendinizi aşağı görüp mutsuz olmaya mahkum olduğunuzu düşünebilirsiniz, çünkü sevdiğiniz biri tarafından aldatılmış, işlerinizde başarısızlığa uğramış, etrafınızdaki çoğu insan size yapmacık gelmeye başlamış ve artık iyi hissettirecek şeylerin teker teker yok olduğuna inanabilirsiniz. Olumsuz düşüncelerinizin sevgiden yoksun ve travmatik yaşanmış bir çocukluğun, miras aldığınız kötü genlerin ya da bir çeşit kimyasal ya da hormonal dengesizlik sonucu doğduğunu düşünebilirsiniz.

Şüphesiz bu düşüncelerin hepsi kendi içinde bir gerçeklik taşır; kötü şeyler olur ve bazen hayat çoğumuza bir darbe vurur. Çoğu insan korkunç kayıplar ve harap edici kişisel problemler yaşar. Genler, hormonlar, çocukluk anıları nasıl düşündüğümüz ve hissettiğimiz konusunda etkili olabilirler. Ve diğer insanlar can sıkıcı, acımasız, düşüncesiz davranabilirler. Ancak kötü duygu durumumuz hakkındaki bütün bu teoriler bizi birer kurban yapma eğilimi taşırlar. Çünkü, sonuçların bizim kontrolümüz dışındaki bir şeylerden doğduğunu düşünürüz. Fakat olaylar hakkında düşünme şeklinizi ve hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz. Ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda, görünüşünüzde, ve üretkenliğinizde derin ve sürekli değişiklikler yaşayacaksınız. İşte Bilişsel Terapi kısaca bu demektir.

Mutlu olma konusunda herkese uyan egemen bir reçete yoktur, herkesin kendi başına hangi yol aracılığıyla saadete ulaşacağını bilmesi gerekir. Ağırlıklı olarak erotik bir insan herkesten önce diğerleriyle duygusal bir ilişki seçecektir; daha kendini beğenmiş narsist tip ise kendi iç ruhunun temel kısımlarındaki tatminleri arayacaktır; hareket insanı ise gücünü tecrübe edebildiği dış dünyayı asla terk etmeyecektir.

Bir zaman gelecek ve bizler tüm ümitlerimizden tek tek vzgeçmek zorunda kalacağız. İşte o vakit anlayacağız ki, bir zamanlar körü körüne bel bağladığımız ümitler, aslında hayatımıza daha fazla acı ve zorluk katan yanılsamalardan başka bir şey değil .

Sonraki yazımızda sorun karşısında çözülen değil, sorun çözen olmak için nasıl hareket etmemiz gerektiğinden bahsedeceğim. Haftanın önerisi: burnunuzdan derince bir nefes alın, 4 sn tutun ve ağzınızdan yavaşça bırakın. Bunu bir kaç kere tekrarlayın ve gülümseyerek yeni bir güne başlayın.