Son yıllarda mezuniyet törenlerine bakıyorum da insan ister istemez şaşırıyor.

Lüks oteller, gösterişli organizasyonlar, kırmızı halılar, kep fırlatmalar, diploma törenleri… Aileler ve çocuklar adeta şıklık yarışına girmiş durumda.

Merak edip soruyorsunuz:

“Mezun oluyor.”

Peki nereden?

Anaokulundan…
İlkokuldan…
Ortaokuldan…
Liseden…

Oysa eskiden mezuniyet törenleri, daha çok prestijli üniversitelerde yapılan, uzun bir eğitim yolculuğunun sonunda hak edilmiş bir başarıyı simgeleyen anlamlı organizasyonlardı. Kep, yılların emeğinin sonunda havaya atılırdı.

Bugün ise bu anlayış neredeyse anaokuluna kadar indi.

Elbette çocukların başarılarını kutlamak güzeldir. Kimse çocukların sevincine karşı değildir. Ancak kutlama ile başarı algısını birbirine karıştırmamak gerekir.

Henüz eğitim yolculuğunun en başındaki bir çocuğa “mezun oldun, başardın” duygusunu vermek, başarı kavramını da erkenden tüketmek anlamına geliyor.

Daha yolun başında zirveyi gösterirseniz, ileride o çocuğu neyle motive edeceksiniz?

Belki de bugün çocukların birçok şeyi sıradan görmesinin, hiçbir başarıdan uzun süre tatmin olmamasının nedenlerinden biri de budur. Her aşamayı büyük bir final gibi yaşarsak, gerçek finallerin anlamı da zamanla kaybolur.

Bir başka dikkat çeken konu ise velilerin tutumu.

Çocuğun akademik gelişiminden çok, mezuniyet kıyafeti konuşuluyor. Karnesinden çok organizasyonun yapılacağı salon merak ediliyor. Fotoğraf çekimleri, konseptler, süslemeler derken eğitimin özü çoğu zaman ikinci plana düşüyor.

Son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaştığımız öğretmen videoları da düşündürücü.

Yapay zekâyla hazırlanmış duygusal şarkılar, abartılı vedalar, sahne gösterileri ve kimi zaman öğretmenlik mesleğinin ciddiyetiyle bağdaşmayan görüntüler…

Elbette eğlenmek, öğrencilerle güzel anılar biriktirmek kıymetlidir. Ancak eğitim, sadece gösteriden ibaret değildir. Öğretmenlik de alkış almak için yapılan bir sahne performansı değildir.

Belki de artık durup şu soruyu sormalıyız:

Biz gerçekten iyi yetişmiş bireyler mi istiyoruz, yoksa sadece gösterişli organizasyonlar mı?

Eğer amacımız güçlü bir eğitim sistemi kurmaksa, işe önce ebeveyn olarak kendimizi geliştirmekle başlamalıyız. Çocuklarımızı hayata hazırlarken başarıyı tüketen değil, emeği ve sabrı öğreten bir anlayışı benimsemeliyiz.

Aynı şekilde öğretmenlik mesleği de her geçen gün daha fazla akademik gelişim, mesleki özen ve saygınlıkla desteklenmelidir.

Çünkü güçlü toplumlar; gösterişli mezuniyet törenleriyle değil, iyi eğitim almış, sorgulayan ve üretken bireylerle inşa edilir.

Kısacası…

Daha yolun başında kep fırlatmanın kimseye bir zararı yok gibi görünebilir.

Ama başarı duygusunu erkenden tüketmenin bedelini, yıllar sonra hem çocuklar hem aileler hem de toplum olarak hep birlikte ödeyebiliriz.