Geçmiş yıllarda kardeşimi kaybettim, sonra bir çok kez sevdiklerimi. Ölümü ilk kez bu kadar yakınımda hissettim günlerce gözümün yaşı, kalbimin ağrısı dinmedi, yüreğim acıyla kavruldu. Halbuki dünyanın dört bir yanında savaşlar var. Annesini kaybeden, kardeşlerine doyamayan, şehit olan babasını hiç tanımadan büyüyen çocuklar var ve demem o ki ateş düştüğü yeri yakıyor.

Bugün yine yurdumuzla beraber, birden fazla ülkede, politikacılar görevlerini doğru dürüst yapamadılar diye, hanelerde acı, korku, yalnızlık, gözyaşı kol geziyor, yürekler tutuşuyor, kalanların yaşamları tamamen değişiyor ve asla eskisi gibi olmuyor. Eğer politika ve adalet, silahlar konuşmasın diye var ise; o zaman her atılan kurşun, her kaybedilen can, bu ülkenin yönetiminde görev alan kişilerin sorumluluğunda değil midir? Bu bir ihmal, kötüye kullanma, suç değil midir? Nedir bu? Peki politikacılar sorumlu da biz değil miyiz, bu yaşananlardan ve bu düzenden? Terör can alırken, sınırlarda toplar patlarken bizler ne ile meşgulüz? Kendi yaşam kaygılarımızla elbet yemek pişirmekle, spor yapmakla, daha çok para kazanmakla, memleketin durumunu rakı sofralarına meze yapmakla meşgulüz. Onları geldikleri noktalara taşımakla, seçimlerimizle, seçmeyişlerimizle, elimizi taşın altına koymayışımızla, kendi hayatımız yolunda gittikçe sesimizi çıkarmayışımızla bizler daha mı az sorumluyuz hükümetten, muhalefetten? Acaba ben, sen, biz, onlar ve daha niceleri ülke sorunlarını ve hayatı biraz daha ciddiye alarak benleri değil bizleri düşünebilseydik, daha çok okuyup, araştırıp, öğrenip daha dikkatli seçimlerde bulunabilseydik, daha çok çabalasaydık sorumlu insanlar olmaya, bir ateş daha az düşmez miydi yeryüzüne, bir çocuk daha çok yaşamaz mıydı ailesiyle?

Kendi adıma söylüyorum, bugün ülkemin problemlerin de, ölümler de hepimizin sorumluluğu var ve benim kalbim ağrıyor. Ya siz, rahat mısınız? Geç değil, hadi biraz rahatsız olalım, işe sorumluluk almakla başlayalım. Yarın biraz daha rahatsız ve bir sabaha uyanmak dileğiyle…