Bundan beş altı yıl önce biri çıkıp ‘’kendindeki değişimi izlemek çok hoşuna gidecek’’ deseydi asla inanmazdım.

 ‘’Canına okuyanları affedeceksin, imkansız kelimesi sözlüğünden kalkacak’’ diyene güler geçerdim.

Ama oldu, bedenim yerçekimine yenilirken, yıllar geçtikçe anayolu buldum.

 Hayatımdan gidişini kayıp saydığım her insanın ve olayın, beni asıl gitmem gereken yere bir adım daha yaklaştırdığını anlamaya başladım.

Olmazdım fakat olabilme şansıma tüm kapılarımı açtım, talip oldum.

 Elli dörtlü yaşlarıma yaklaşırken kısa siyah saçlarımın beyaz saçlarıma devir teslim için nasıl heyecanlandıklarını ve parmaklarımın nasıl cesurca yazmaya başladığını gördüm.

 Uzun yaşlara doğru giderken ormanda yürüyen masal kahramanı gibiyim, hayatın bana verdiği, küçücük hediye paketlerini bir bir toplarken iyileşiyorum.

 Her sürpriz ayrı ayrı yaramı sarıyor.

 Hayal kırıklıklarımı bir daha buluşamayacakları noktalara serpiştirerek yürüyorum sokaklarda.

 Hafifliyorum, güçleniyorum, başka saraylar, başka kuleler keşfediyor ruhum, uzun uzun susabilen, uzun uzun yürüyebilen ve uzun uzun katlanabilen… 

   Demem o ki iyilikleri, kötülükleri de unutmadım, sadece bu güne gelmesinler diye kendi hallerine bırakıp beslemedim.

 Her sabahı yeni bir doğum sayarak, ölü doğanı gömüp, hayatta kalanla kahvaltımı ettim ve her yeni günde edindiğim deneyimi, bir önceki deneyimimin yanına koyarak hayatın oyunlarını seyrettim ve yola devam ettim…