O kadar basitleşti ve ucuzladı ki her şey hayatta her şey yolundaymış gibi davranmalar, "mış" gibi yapmalar toplumsal bir hastalığa dönüştü. Kopyalanmış kişilikler, ucuz taklitler ve kimlikler, düşüncelerin başka olup ağızdan başka söylemlerin çıkması, kuyruğu dik tutma çabası, öncelikler hep maddi, her hesaptan, her durumdan olabilen en fazla karla çıkmalı kişi ve kalanı maalesef teferruat mantığı artık. Çok acı…
Oysa, kendine karşı dürüst olmalı insan, hayata karşı bir duruşu olmalı, aynaya bakabilmeli, gözlerinin derininden utanmalı, inandıklarından doğrularından, kimliğinden, ödün vermemeli… Gerçek ve doğru önce kendi içinde olmaz ise insan mutlu olabilir mi? Doğru hayat yanlışlarla yaşanabilir mi? Kendine saygı duyabilir mi? Kendinden memnun kalabilir mi? Kendini sevebilir mi omurgası olmadan?
İnandıkları uğruna savaşlardan kaçan, taklit yaşamlara sığınan, duruşunu koruyamayan kendini tamamlayabilir mi? Korkarak, kendini geliştirmeden, iletişim kurmadan, giderek eksilerek var olunabilir mi? Sürekli öz eleştiriden kaçarak nereye kadar taşıyabilir ki kişi kendini?
Mutluluk için kendin olmak gerekmez mi korkmadan? dimdik herkese ve her şeye rağmen diğerlerinden farklı olabilmek kimi zaman. Bu kadar mı zor, insan olmanın özelliklerini taşımak, güzel düşünmek, içindeki kederleri ve kötüleri yok etmek, kendin olmayı başarmak, bu kadar mı zor? Bir durup düşünmez mi insan, ben kimim, ne yapıyorum diye, seçilmiş sağırlıklar, gönüllü körlüklerle ayakta kalınabilir mi?
Şu hayatta öyle yaşamalıyım ki, aynada gözlerimi kaçırmadan ta içine bakabilmeliyim ben. Ne pahasına olursa olsun, ben, benim ve ben gibiyim ne eksik ne fazla bu da yeter bana ya size?