Deprem, bu ülkenin değişmeyen gerçeği.
Ama asıl acı olan, depremin kendisi değil; bizim onu unutma hızımız.
Marmara, Gölcük, Elazığ… Ve son olarak 11 ili kapsayan Hatay–Maraş depremleri. Binlerce canımızı toprağa verdik. Geride tarifsiz acılar, yıkılmış şehirler ve sarsılmış bir ekonomi kaldı. Her büyük felaketten sonra aynı cümleleri kurduk: “Ders çıkarmalıyız.”
Ama zaman geçti. Acı soğudu. Dersler rafa kalktı.
Sanki o yıkıntılar bizim değilmiş gibi…
Sanki o tabutların içindeki insanlar başkalarıymış gibi…
Antalya: Sessiz tehlike
Antalya, deprem riski açısından masum bir şehir değil. Uzmanlar bunu yıllardır söylüyor. Zemin yapısı sorunlu. Bu benim kişisel yorumum değil; bilim insanlarının ortak görüşü.
Daha da vahimi şu: Muratpaşa başta olmak üzere “eski Antalya” diye adlandırdığımız bölgelerde 50 yılı aşmış çok sayıda bina var. Oysa bir betonarme yapının ortalama ömrü 50 yıl. Üstelik bu binaların büyük bölümü Yapı Denetim Yasası’ndan önce inşa edildi.
Herkesin bildiği ama konuşmaktan kaçındığı gerçek şu: Bu yapılarda eksik malzeme kullanıldı, deniz kumu ile beton döküldü. Uzmanlar defalarca uyardı. Kurallara uygun yapılan bir binanın ömrü 50 yılsa, bu binaların ömrü çok daha kısa.
Yıl 2011… Söylenenler bugün de geçerli
2011 yılında yaptığım bir televizyon programında, dönemin İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cem Oğuz konuktu. Daha o günlerde Antalya için “tehlike kapıda” demişti. Birçok semtin acilen yıkılıp kentsel dönüşüme sokulması gerektiğini açıkça ifade etmişti.
Aradan neredeyse 15 yıl geçti.
Ne değişti?
O gün riskli denilen binalar hâlâ ayakta.
O dönem bile 30–40 yıllık olan yapılar, bugün 45–55 yaşında.
Programın manşeti
“Canlı tabutlarda yaşıyoruz.” olmuştu
Bugün o manşet hâlâ geçerli. O gün program uzman olarak katılan Cem Oğuz bugün Antalya Büyükşehir Belediye Başkan danışmanlarının arasında yer alıyor.
Daha Ne Olmasını Bekliyoruz?
Değişim için daha ne yapmalıyız?
Daha kaç canımızı toprağa vermeliyiz?
Kaç şehir daha yıkılmalı?
Deprem bir doğa olayıdır, evet.
Ama yıkım kader değildir.
Bilim ortada. Uyarılar ortada. Geçmiş felaketler ortada.
Eksik olan tek şey: irade.
Depremler bizim yol ayrımımızdır.
Ya gerçekten ders çıkarırız…
Ya da bir sonraki felakette yine aynı cümleyi kurarız:
“Keşke…”
