BU BENİM HİKÂYEM



Uzun koridorlar; dar, havasız, ruhsuz ve boz renkli odalarda, garip insanların farklı hikâyeleri. Yıllarca içinde severek çalıştığım lakin bu ruhsuz halimi hiç göremediğim bu hastanelere bu kez hasta olarak değil, üçüncü bir göz, hasta sahibi olarak baktım. Hastanede yatan bu gariban insanların hikâyelerini dinledim ve gözlem yaptım…

Hastaların ve hasta yakınlarının haklarından ne kadar habersiz olduklarını, korktuklarını, kendilerini ifade edemediklerini ve zaten çalışanların da iletişime geçmek için böyle bir gayretinin olmadığını, egolarını, kendi aralarında bile iletişim kopukluklarını gördüm.

Düşündüm! Ben çalışırken demi öyleydi! Şimdi, dışarıdan baktığım için mi bunları görebilmiştim?

Sanırım ikincisiydi. Dışarıdan daha objektif bakabilmiştim. Şunları düşündüm sonra. Ben uzun yıllar önce bu meslekte çalışmıştım. Oysa hastane ve personel olarak bu yıllar içerisinde çok şeyin değişmesi gerekiyordu. Gayet modern binalar, üniversite mezunu sağlık personelleri var. Lakin değişim için bunlar yeterli değilmiş, bunu anladım…

Mesela; Hasta servise yatırılmadan önce neden yattığı, onu nelerin beklediği, nelerin yapılacağı, hasta ve hasta yakınına anlatılabilir. Hasta veya refakatçi istediği zaman çekinmeden sağlıkçıyla iletişim kurabilmelidir. Oysa benim gördüklerim hasta ve refakatçıya hastalığıyla ilgili hiçbir bilgi verilmemesi, sağlıkçının hasta ve yakınına beş dakika ayırmaması ve açıklama yapmaması.

Yemek dağıtılırken bile diyetin var mıydı? Diye hastaya ve refakatçıya soran, hâlbuki diyetinin yatışta doktor tarafından dosyasında belirtilip, hafta sonu bile olsa diyetisyenle iletişim içinde olup, yemeğin hemşire ve diyetisyen eşliğinde dağıtılması gerektiğidir.

Sağlık personelinin odalara robot gibi girip herhangi bir iş de çalışır gibi hasta ruhunu anlamadan günaydın bile demeden işini yapması, temizliğin olması gereken yerde aksine banyo ve tuvaletlerinin çok pis olması ve bunun gibi birçok olumsuz nedenlerden dolayı hasta ve yakınlarının kendilerini emniyet de ve güvende hissedemedikleri.

Demek ki neymiş?

2015’in Türkiye’sinde binaları yenileyip, hastanelere sağlık da reform adı altında kadrolaştırmak yeterli değilmiş. Hizmet içi eğitimler yaparak, hastanın hastaneye girişinden çıkışına kadar psikolojisi ve hassasiyeti göz önüne alınarak, iletişim ve insani duyguların ön planda olduğu, hasta çıkışı yapılana kadar işlemleri hakkında

devamlı bir iletişim olması gerektiği, hizmet verenlerin daha saygılı ve seviyeli işlerini yapmaları, sağlıkçının güler yüzlü olması gerektiğinin eğitimleri verilebilir…

Bu benim Ankara’da Atatürk Devlet hastanesinde gördüklerim yani benim ufak bir hikâyem, lakin bunun gibi binlerce hikâyesi olanlar var. Sanırım bu sorunlar çözülürse işte sağlıkta reform esas o zaman olacaktır.

Bu yazımı, işlerini iyi yapmayan herkes için yazmak istedim, lütfen bu kutsal mesleği hakkıyla yapanlar üzerine alınmasın ama kabul edelim ki yolunda gitmeyen çok şey var ve bunu değiştirmek de bizim elimizde…