Bugün şehir hayatının telaşı içinde çoğumuz ekmeğin soframıza nasıl ulaştığını düşünmüyoruz. Oysa bir dilim ekmeğin ardında aylar süren emek, güneşin altında geçen uzun günler ve yağmur duasıyla beklenen mevsimler vardır. Bu yüzden buğday, sadece bir tarım ürünü değildir; bir milletin varlığını ayakta tutan en temel değerlerden biridir.
Bir başka önemli mesele ise ata tohumlarımızdır. Dedelerimizin büyük bir özenle sakladığı, bir sonraki yıl için ayırdığı o tohumlar aslında bize bırakılmış sessiz bir mirastır. Her biri bulunduğu toprağa uyum sağlamış, yılların sınavından geçmiş ve doğanın dengesiyle bütünleşmiştir.
Ne yazık ki bugün birçok ata tohumu unutuluyor. Oysa bir tohum kaybolduğunda sadece bir bitki çeşidini değil, aynı zamanda kültürel hafızamızın bir parçasını da kaybetmiş oluyoruz. Çünkü tohum; geçmiş, bugün ve gelecek arasında kurulan en güçlü köprüdür.
Tarım, yalnızca çiftçiyi ilgilendiren bir konu değildir. Sofrasında ekmek bulunan herkesin ortak meselesidir. Güçlü devletler sadece sanayileriyle değil, kendi kendine yetebilen tarımlarıyla da güçlüdür. Gıda güvenliğinin her geçen gün daha fazla konuşulduğu bir dünyada, kendi buğdayını üretebilen ülkeler yarınlara daha güvenle bakacaktır.
Bu nedenle çiftçimizin emeğini korumak, üretimi teşvik etmek ve ata tohumlarını yaşatmak bir tercih değil, millî bir sorumluluktur. Gençlerimizi yeniden toprağa küstürmeyen, üretimi destekleyen ve köyleri canlı tutan politikalar, geleceğe yapılacak en değerli yatırımlardan biridir.
Toprak bize dedelerimizden kalan bir miras değildir; çocuklarımızdan ödünç aldığımız kutsal bir emanettir. Eğer bugün bu emanete sahip çıkmazsak, yarın çocuklarımıza sadece verimsiz tarlalar değil, kaybolmuş bir üretim kültürü bırakmış oluruz.
Buğdayın başı neden eğiktir bilir misiniz? Çünkü olgunlaşan başak ağırlaşır ve tevazuyla eğilir. Belki de tabiat bize en büyük dersi burada veriyor. İnsan da bilgiyle, emekle ve üretimle olgunlaştıkça mütevazı olmalıdır.
Gelin, bir başak buğdaya sadece tarım ürünü olarak bakmayalım. Ona vatanın bereketi, milletin bağımsızlığı ve sofralarımızın bereketi olarak bakalım. Ata tohumuna ise geçmişten gelen bir emanet gözüyle yaklaşalım.
Çünkü toprağına sahip çıkan milletler, geleceğini de korur. Ve unutmayalım; bir ülkenin gerçek zenginliği kasalarındaki altın değil, tarlalarındaki bereket ve o bereketi yaşatan üreticisidir.