“Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçedir. “Mustafa Kemal Atatürk

1.Dil Kurultayı, yıl 1932. Tarihçilerimiz, Bozokların Kayı Boyundan Karakeçili Aşireti’nin bu kurultaya davet edilmesinin özel bir nedeni olduğunu vurguluyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘Ulu Yörük’ olarak bilinen Karakeçilileri, unutulan Türkçe sözcükleri tespit etmek için kurultaya çağırıyor.

Şimdi biz kendi dilimizi, birçok sözcüğü konuşmayarak öldürüyoruz. Yaşatmak için, yabancı sözcüklerden arındırmak için çaba gösterenlere kulak versek ciddi bir adım atmış olmaz mıyız?

Biz dilimize yeterince, yeterli ölçüde değer verseydik yabancı tabelalar asılmazdı. Her fırsatta bu konuyu yazıyorum.

-Neden yabancı tabelalara izin veriyoruz? -Avrupalılar gibi yabancı tabela yasağını neden biz de uygulamıyoruz?

Kendi dilimize değer vermemiz gerekmiyor mu? Biz değer vermezsek yabancıların değerlerimize saygı duymasını nasıl bekleyebiliriz? Hollanda/Rotterdam’da Türk yemekleri yapan bir işletme var 1991 yılından beri aynı noktada bulunuyor. Yakın bir zamanda da kendi dalında uluslararası başarı ve kariyer ödülü alan Serdar ve Gökhan Gür kardeşleri kutluyoruz. Serdar Gür’e sordum.

-Siz, Hollanda’da Türkçe tabela assanız ne olurdu?

Serdar Gür: “Burada sadece cama A4 kâğıt boyutunda bildirim asabiliriz. Yasak.

Diyelim ki astık, bir kez uyarıda bulunurlar ve ruhsatı iptal ederler.”

Süper Vali Recep Yazıcıoğlu (Allah rahmet eylesin) 20 yıl önce Denizli’de yabancı tabelaları yasaklaması, bu işletmelere ruhsat verilmeyerek “cafe” gibi ibareleri bile Türkçeleştirmiş.

Biz Türk’üz, Burası Türkiye; tabelalarımız neden Türkçe değil?

Avukat Uğur Alp Dilek’e yabancı tabelaların kültürümüze verdiği zararı düşünerek, danışalım istedim. O’nu sizinle tanıştırmak istiyorum. Ailesini ve kendisini tanımaktan mutlu olup, gurur duyduğum örnek bir Türk gencimiz.

Uğur Alp DİLEK; 1996 Ankara doğumlu. Antalya Anadolu Lisesi’nden sonra Başkent Üniversitesi’nde tam burslu olarak Hukuk ve Siyasal bilgiler fakültelerinde çiftanadal yaparak dereceyle mezun olmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Ceza hukuku ve Kriminoloji yüksek lisans programına kabul edilerek şu an tezinde beyaz yaka suçları üzerine çalışan, ileri derecede İngilizce ve Almanca bilen, Viyana Devlet Üniversitesi’nde burslu araştırma asistanlığına layık görülmüş ve Avusturya Türk Federasyonu’nun gönüllü bir neferi olmuş; çeşitli akademik çalışmaların yanısıra özellikle şirketlere hukuki danışmanlık sağlayan İstanbul merkezli bir hukuk firmasının en genç ortağı olan bir avukat.

-Bizim kanunlarımızda Türkçe yazılmayan tabelalar hakkında, Türkçeyi korumak için bir yasa var mı?

Avukat Uğur Alp Dilek: “22 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanan ve aynı gün yürürlüğe giren (805) çok önemli bir kanun bulunmaktadır. ‘İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun.’ Bu kanuna göre; Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar.

-Bu kanuna göre tabela da Türkçe olmak zorunda değil mi?

Av. Uğur Alp Dilek:” Bu kanunun 7. maddesi 2008’de yapılan değişiklikle yabancı tabela da uyarı yüz günden az olmamak üzere, adli para cezası yaptırımı getirilmiştir.

Buna da ek olarak yine mevzuatta Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından hazırlanan “Kurum ve Kuruluşlarda Kullanılan Tabelalar için Kurallar” 19 Mart 2018 tarihli Teknik Kurul'da kabul edilerek “TS 13813″ standart numarası ile yayınlanmış standart var. Bu da yine Türkçe kullanımını önceleyen bir hukuk ürünüdür.

“HAYDİ TÜRKÇE KONUŞALIM”

Ülkemizde Ocak 2023’den beri dilimizi yabancı sözlerden kurtarmak için ciddi bir emekle, Türkçe dil seferberliği var. Bu seferberliğin öncüsü de dil gönüllüsü, Konuşmacı ve Eğitmen Tolga Bare. Cumhuriyetin 100. Yılında ülkemizde çok değerli bir hareket bu. Sadece 250 bireysel dil gönüllüsünün destekleriyle; üç ay gibi kısa bir sürede Erzincan’dan Aydın’a, Mersin’den Datça’ya kadar okullarda ücret almadan 5 bin gencimize dil gönüllülerinin (www.dilgonulluleri.com) destekleriyle ve Tolga Bare kendi imkanlarıyla Türkçe eğitimi verip, Türkçe dilimizi anlatıp, gençlerin farkında olması için gayretleri var. Tolga Bare, İnstagram sayfasında Eylül ayında 1350 gencimize Türkçe eğitimi verdiklerini ve Ekim ayında 5 okula ulaşma hedeflerini belirterek:” Dil Gönüllüleri devam edecek. Gücümüzün yettiğince yere ulaşacak eğitimlerimizi vereceğiz.” Yazdı. İnsan gerçekten de üzülüyor, neden sadece 250 destekçi var?

“DİL OLMADAN MEDENİYET OLMAZ”

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı 2019-2020 Özel Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşması: “Bir milleti maziden atiye taşıyan kültürse, o kültürün en önemli unsuru da dildir. Kültür, dil kalıbında şekillenip, dil kalıbında gelecek kuşaklara aktarılır. Dil olmadan insan, aile, toplum, millet, kültür ve medeniyet de olmaz.

Diline sahip çıkmayan, dilini zenginleştiremeyen milletler, tıpkı kökleri kuruyan ağaçlar gibi, esen rüzgârlar karşısında devrilmeye mahkûmdur”

“Atatürk olsaydı; Baltık Denizinden Karadeniz’e, Bafra Körfezinden Hazar Denizine kadar herkes Türkçe konuşup, Türkçe anlaşıyor olurdu”

Rus Bilimler Akademisi Uluslararası İlişkiler ve Dünya Ekonomi Enstitüsü Uzmanı Victor Nadein, Türk tarihinde Atatürk dönemini farklı bir dönem olarak gördüğünü belirten bir konuşmasından alıntı yapmak istiyorum.

Victor Nadein Rayevsk: “Kanaatimce biz, Slav halkların, Ermenilerin, Greklerin hatta Arapların en büyük şansı Mustafa Kemal gibi bir liderin çökmüş bir devletin ve Türklerin en zayıf devresine denk gelmesidir. Eğer Osmanlı’nın iyi bir devrinde Mustafa Kemal Devletin başına gelse ve O’nun anlayışı devlete hâkim olsa tahminimce şimdi; Baltık Denizinden, Karadeniz’e, Bafra Körfezinden Hazar Denizine kadar herkes Türkçe konuşup, Türkçe anlaşıyor olurduk.”

“TÜRKÇE; MUTLAK Kİ CİHAN ŞÛMUL (Evrensel) BİR DİLDİR.”

-Dilimiz nasıl bir dil? Sorusuna verilecek en düşündürücü ve en güzel cevabı Türkolog (Türk Bilimcisi) Yazar Muharrem Yellice’nin ifadeleriyle sizinle paylaşmak istiyorum:

“İkonyum’u Konya yapan, Harpasos'u, Aras yapan, Sinope' yı, Sinop yapan, Trapezous'u, Trabzon yapan, Kotyor'u, Ordu yapan, Termodun'u Terme yapan, Eupharates Nehrini Fırat Nehri yapan, Tikreş nehrini, Dicle yapan, Zapatatas'ı, Zap suyu yapan, Pyramos nehrini, Ceyhan nehri yapan, Psaros nehrini Seyhan nehri yapan, Sangaryos’u, Sakarya yapan Türkçe; mutlak ki Cihan şümul bir dildir.”

Sayın Türkolog Yazar Muharrem Yellice’ye konuyu danışmak istedim, zaman ayırdığı için çok şükranlarımı sunuyorum.

-Dilimizi nasıl koruyup, sahip çıkabiliriz? -Öneriniz nedir, ne yapmalıyız?

Türkolog Muharrem Yellice: “Dilimizi korumak için dilin kurallarını, o kurallara göre yazılan eserleri okumamız ve okutmamız lâzım.”

-Çocuklarımızla iletişim kurmamız zorlaşıyor. Kestirme bir dil icat etti gençlerimiz. Sizce nasıl önlem almalıyız?

Türkolog Yazar Muharrem Yellice: “Konuşulan dil halk tarafından anlaşılıyorsa sorun yok. Dil kendi kuralları içinde gelişir ve güzelleşir. Edebî ve felsefî eserler düşünmeyi ve dili iyi kullanmayı gerektirir. Okumalıyız. Bu velilerin çocuklarına Türkçe ‘den önce yabancı dil öğretme kaygılarından doğuyor. Çocuk önce Türkçe'nin tadını alacak.”

-Dikkat çekmek için yabancı sözcüklere sarılan, yazarlara ve gazetecilere de bir öneriniz var mı?

Türkolog Yazar Muharrem Yellice:” Güzel dil ve kültür okuyup yazarak gelişir. Türk kültürü derya deniz. İçinde yüzün.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1. Dil Kurultayı 1932’ den günümüze mesajı: “Türk, diline sahip çık!” Nerede ne zaman ne yaptığını, neden yaptığı ve ne söylediğinin cevabıdır, Atatürk’ü anlamak. Öyle bir deha ki 100 yıl sonra bile bizi düşündürüp, hatalarımızdan dönmemiz için yol gösteriyor. O nedenle ışığımız hiç sönmüyor, izi hiç kaybolmuyor.

Mustafa Kemal Atatürk:” Bir ulusun dili, bütün bilim kavramlarını oluşturacak şekilde gelişmemişse, o ulusun bilim ve kültür alanında bir varlık göstermesi beklenemez.” demiştir.

Türk’üm, Türkçe konuştuğumdan, yazdığımdan emin olmak istiyorum.

Atatürk’ü anlamak; idrak edip değerlerimize sahip çıkmaktır. Bizim yapmamız gereken sadece kendi dilimizi konuşmak, kendi sözümüzü yazmak. Neden yabancı sözler bu kadar içimize işlemiş? Neredeyse her yazdığımız söz için sözlüğe bakıyoruz. Emin olamıyoruz, Türkçe mi? Yabancı sözcükleri öylesine kabullenmişiz ki kendimizden uzaklaşmışız. Kendimize verdiğimiz zararın bilincinde değiliz.

Sokrates’in dediği gibi; “Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın; cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir.”

Konuyu biraz araştırınca kendimizden ne denli koptuğumuzu üzülerek görmüş oldum ve hareket her zaman bir adım öne çıkmaktır. Yabancı sözleri dilimize katmaya gerek yok ki biz Türk’üz. Neden, yarı İngilizce, yarı Türkçe konuşuyoruz?

Vedalaşırken ‘bay bay’ diyoruz. Tolga Bare’nin dediği gibi: “Türkçesi var.”

Hoşça kal.

Dil bayram haftamız kutlu olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.