Güney Haberci - Antalya'nın Bir Numaralı Haber Portalı
2020-01-27 11:13:28

Canlı tabutlarda mı yaşıyoruz?

Ergin ÇEVİK

ergin.cevik74@hotmail.com 27 Ocak 2020, 11:13

Türkiye Cuma akşamı bir kez daha acı deprem gerçeği ile yüz yüze geldi. Elazığ’ın Sivrice ilçesinde gerçekleşen ve 22 saniye süren 6.8 büyüklüğündeki deprem ile yüreğimiz kanadı. Çevre illerde de hissedilen deprem ile ilgili Pazar günü açıklanan bilançoya göre 35 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 1607 kişinin yaralandığı, 45 insanımızın da enkazdan sağ olarak kurtarıldığı ifade edildi. Bunun yanı sıra 75 bina yıkılırken, bölgede 645 binanında ağır hasarlı olduğu açıklandı.

Bundan 8 yıl önce de buna benzer acıyı Van depreminde yaşamıştık. 23 Ekim 2011 tarihinde Van'ın Tabanlı Köyü'nde 6,7 büyüklüğünde meydana gelen depremde 604 vatandaş hayatını kaybetmiş, 4 binden fazla kişi yaralanmıştı. Aynı zamanda sarsıntıda 2 bin 262 enkaz oluşmuştu. Bu deprem Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu'da meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti.

17 Ağustos 1999’da ülke tarihimizi yakından etkileyen önemli bir olay daha yaşadık. 17 Ağustos depremi tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi.

7,5 büyüklüğünde gerçekleşen depremde, resmî raporlara göre 17.480 ölüm, 23.781 yaralanma oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişi evsiz kaldığı ifade edilirken, 16.000.000 insanın da, depremden değişik düzeylerde etkilendiğine dikkat çekildi. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddî kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir. Depremin Türkiye'nin önemli bir sanayi bölgesi olan Marmara Bölgesi'nde meydana gelmiş ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülkede büyük sıkıntılara neden olmuştur.

Yani anlayacağımız her 3 depremde de bilanço oldukça ağır. Oysaki depremi yaşamın parçası haline getiren Japonya’da 6,8 veya 7 ölçekli depremlerde herhangi bir can ve mal kaybı yaşanmıyor. Olası bir tsunamiye karşı alarm veriliyor. Oysaki tarihin en büyük depremlerinden biri Japonya’da yaşandı. 9 ölçeğinde yaşanan depremde can kayıplarının tsunami felaketinden kaynaklı olduğu ifade ediliyor. Görüntüler izlendiğinde bile, yüksek binaların o dev sarsıntı karşısında yerinde durduğu gözüküyor. 

Bu tabloya göre haliyle cevabı aranacak tek soru var. O da, neden ülkemizde 6 ile 7 şiddeti arasında yaşanan depremlerde bilançonun bu kadar ağır olduğu?

Uzmanların bu soruya verdiği cevap oldukça net. Enkaza dönen binaların tümünün çürük ve aynı zamanda yönetmenliğe uygun bir şekilde yapılmadığı. Ve bunun sonucunda da ortaya çıkan ağır bilanço. Yani can ve mal kaybı. 

Bundan yaklaşık olarak 10 sene önce Akdeniz TV’de güncel olayların ele alındığı Antalya Meydanı adlı TV programda yayın konuğumuz Antalya İnşaat Mühendisleri Odası Cem Oğuz’la deprem konusu tartışmaya açmıştık. Bilindiği üzere Cem Oğuz, şu an Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Böcek’in danışmanları arasında. Antalya’da olası bir deprem felaketinde ortaya çıkacak bilançoyu konuğumuz Cem Oguz’a sormuştuk. 

Antalya da binaların yüzde yetmişinin sağlıksız durumda olduğunun altını çizen Oğuz, insanların canlı mezarlarda oturduğunu ifade etmişti.

Bu hayret verici cevap karşısında oldukça şaşırmış ve “nasıl böyle bir tabloyu ortaya çıkardınız?” diye ikinci bir soruyu sormuştuk.

Antalya’nın eski yerleşim alanları olan Memur Evleri Mahallesi, Şarampol, Güllük ve Dokuma gibi yerlerde binaların çoğunun eski yapı olduğunu ifade eden Oğuz, “Normal betonarme bir binanın 50 yıllık ömrü var. Ancak bu bölgelerde yapılan binaların çoğu denetime tabi tutulmayan binalar. Kimisi deniz kumuyla yapılmış. Kimisi ise denetimsiz bir şekilde inşa edilmiş. Bundan dolayıdır ki, 1998 yılında yapılan binaların birçoğu riskli bina durumunda” şeklide açıklamalarda bulunmuştu.

Aynı Cem Oğuz 2014 yılında şöyle bir açıklama yapmıştı. 

“2000 yılında Yapı Denetim Kanunu çıktı. Bu yıldan önce yapılan, özellikle de 1998'den önce yapılan binalar öncelikli olarak incelenmeli. Çünkü 1998 yılında deprem risk haritası değişti. 1998 öncesi 4'üncü derece deprem bölgesi iken 2'inci derece deprem bölgesine yükseldik. Dolayısıyla 1998'den önce yapılan binaların deprem riski bir anda arttı."

Bu açıklamaların üzerinden baya zaman geçti. Riskli binalar ile ilgili nasıl bir adım atıldı. Özellikle Memur Evleri, Şarampol, Güllük ve Dokuma gibi bölgelerde bulunan binalarda ne tür önlemler alındı?

Bu soruya cevap vermek için uzman olmaya gerek yok. Bahsi geçen bölgelerde ki binalar hala yerinde ve bu konuda binalarda insanlar hala oturmakta. Ve bu kadar felaketler karşısında kent ile ilgili Deprem Master Planımız hala yok. Hatta Antalya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Ali Keleş Antalya’da bazı bölgelerin 1’inci deprem kuşağında yer aldığıyla ilgili 2018 yılında yaptığı ciddi açıklamaları var. Keleş, “Zemin açısından da sıkıntılı bölgelerimiz var. Deprem anında ciddi kayıplar yaşanabilir. Master planı maliyetli bir çalışma değil, ilgili kurumlar bir araya gelir, uzmanlardan görüşler alınır. Raporlar hazırlanır ve yerel yönetimler olası bir durumda neler yapılacağını belirler. Kurumların yarından itibaren zaman kaybetmeden bir toplantıyla master planını hazırlamak için çalışmaya başlaması lazım"

Bu açıklamaların üzerinden nerdeyse 2 yıl geçmesine rağmen hala atılan bir adımın olmadığını biliyorum. Madem bu depremler bizim gerçeğimizse, bizlerde buna hazırlıklı olmalıyız. Önce binalar incelenmeli ve riskli binalar tespit edilmeli. Deprem Master Planı'nın yapılabilmesi için bir yol haritası oluşturulmalı. Aksi halde zamanı geri döndürme şansımız yok.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.