Güney Haberci - Antalya'nın Bir Numaralı Haber Portalı

Antalya'nın 'Akşam Güneşi' Can Afacan

RÖPORTAJ

Dünya Standartında bir müzik tarzını Orhan Gencebay şarkılarıyla buluşturan Müzik Adamı: CAN AFACAN

“Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.

Seyir defterini başkası yazsın.

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.

Beni o limana çıkaramazsın... “

Güzel ülkemizin yedi tepeli şerhindeyiz, Nazım Hikmetin unutulmaz eseriyle başlamak istedim bu röportajıma çünkü Mavi Liman’da Antalya’nın “Akşam Güneşi” ile buluştuk.

8 yaşında okulun koro şefi, 9 yaşında çıkardığı kasetle müziğe küçük, ama dev bir adımla başladı. İstanbul’da başlayan melodi 43 yıldan beri devam ediyor. Bütün enstrümanları çalabilen Afacan, elektro gitarla Avrupa standartlarında söylediği Gencebay şarkılarını günümüz gençlerine sevdiren bir müzik adamı. Uzun siyah saçları, kendine ait özgün sahne kostümleriyle ve sahnedeki hitabet sanatıyla dikkatleri çekiyor. Yıllarca değişmeyen bir duruşla, Can Afacan; 25 yıldan beri Antalya’nın Akşam Güneşi olmaya devam ediyor. Sadece Orhan Gencebay değil: Cem Karaca, Neşet Ertaş, Barış Manço şarkılarını ve dillere destan türkülerimizi de kendi tarzıyla, şiirsel sunumlarının arasına kattığı ince esprilerle; sahnesinde bir müzik şölenine dönüştürerek, ustalıkla icra ediyor.

İki prensesinin kahramanı, gönlünün kraliçesiyle mutlu bir aile babası olan Can Afacan’ı, biraz sonra bu röportajımla bilmediğimiz yönleriyle tanıyacağız. O’nun kalbi, hayata bakışı, ailesi ve dostlarına özeni; sanatı gibi, eşsiz. Uzun yıllar dostluğunu, samimiyetini hissetmek benim için bir ayrıcalık oldu.

Can Afacan’nın sahnesinde aniden bir melodi yükselir, çok aşina olduğumuz bir şarkı distortion gitarla, techno rock versiyonda; elektro gitar, bas gitar, baterist her vurduğunda … “ya evde yoksan”melodisinin Can Afacan versiyonu, dinlemeyen kaldıysa lütfen dinlesin. Ben O’na şu an bu ritimle sesleniyorum:

“Can Can, Can Afacan!..”

-Antalya’nın “Akşam Güneşi”olarak Can Afacan’ı tanımayan yok, yine de bilmeyen okuyucularımız için sormak istiyorum, Can Afacan kimdir?

Can Afacan:”Öncelikle sanatıma ve bana kıymet verip bu röportajı yaptığın için ve günden güne kirlenen, baldır bacak magazin,haber portalı içinde okunma tiraj kaygısı duymadan; sanata, sanatçıya,dost bakış açısıyla; takdire şayan duruşunu ayakta alkışlıyor, teşekkür ediyorum.

Kendimi bildim bileli radyodan yurttan sesler, sesiyle güne başlayan, yedi çoçuklu bir ailenin ortanca bireyi, Afacan adıyla çağrılan, türküler söyleyen; minik bir adamdım. Adamdım diyorum, daha ilk okulda koro şefi oldum. Müzik ögretmenimle düğün salonlarında şarkıcılık yapıp para kazanıyorduk."

_Müzikle ilk buluştuğunuz ana gidelim kaç yaşındaydınız? Can Afacan nasıl var oldu, ilk soluk, ilk adım nasıl gerçekleşti?

Can Afacan:” ilk nefes… 9 yaşına geldigimde okuldaki 23 Nisan gösterimde, Özlem Plak şirketinin kaset teklifi ile 80’li yıllarda “Gurbette Akşam Oldu” albümüm, profesyonel müzik hayatımın ilk adımı oldu.”

_İstanbul’da başlayan hikayenize uzun yıllar Antalya’da devam ettiniz. Şu an İstanbul’dasınız Antalya’da sahne çalışmaları devam edecek mi?

Can Afacan:”Antalya, çeyrek asırlık dostluklarımın, aşkımın mimarı, şiirler, şarkılar yazdığım vazgeçilmezim; arz talep oldukça her fırsatta görüşmek, gülüşmek, sevdiklerim ve sevenlerimle hasret gidermeyi düşünüyorum.”

-İstanbul’da neler yapıyorsunuz? Gördüğüm kadarıyla mobilya tasarımında iddialı tarzda üretimler yapıyorsunuz fakat müzik, sahne sanatları her zaman önceliğiniz diyebilir miyiz?

Can Afacan:”Pandemi hepimizin hayatında değişik devrimler yaptı. Bizim sektöründe derin yaralar aldığı o dönemde İstanbul’a taşınma kararı aldık. Kırk yıllık aile mesleği, antik dekorasyon, mağaza ve atölyelerimizde üretim için kolları sıvadım. Müzik sektöründeki yasaklar bitince de hafta sonları sahne ve stüdyo çalışmalarım devam etti.”

-Yeni hedefleriniz var mı? Can Afacan hayallerine, hedeflerine ulaştı mı? Yeni bir projeniz ya da hayaliniz var mı?

Can Afacan:”Müzik hayatımda ulaştığım hedefler hiç yeterli gelmedi, yerine hemen yenileri geldi. Yaşadığım coğrafyada teknolojinin, dünya müziği saundunda olmadığını farkettim. Uzun zamandır hayalini kurduğum, yakın dostlarımında bildiği dünya standartlarında aranje ettiğim bestelerimin, mix masteringi için Amerika'ya gitmek ve bu dünyadan göçmeden önce kafamdaki harddiski dünya müziğinin hizmetine miras bırakmak.

Özel hayatımdaki hedefimde sabit!

Eski röportajlarimda söylemiştim.

Sevgi Dünyası adında bir projem var. Büyük arsa icinde, sevdiğim sadece insan değil, bütün canlıların barınağı ve eğlence merkezi olarak; sanat köyü kurmak.”

_ Bütün enstrümanları nasıl çalabiliyor sunuz? Özel bir eğitim aldınız mı?

Can Afacan:”Enstrüman çalmak için çok çaba sarfetmedim, desem kimse inanmaz. Çocukluğumda tahtalara çivi çakar, büyükten küçüğe tel gerer, çıkardığı seslere göre şarkılar uydururdum. Müzik tekniğini iç güdüsel keşfettim. Uzun tellerde kalın ses çıkıyor, tellerin mesafesi kısaldıkça sesler inceliyordu: oyuncak, irili ufaklı tencereler, şişeler borular ses çıkaran her şey, şarkı yapma makinesi gibi eğlenceli geliyordu. ilkokulda müzik öğretmenim düğün salonuna götürdüğünde kuliste orkestranın bağlamacısı Nejdet abi akort yapıyordu. burguları çevirirken bana baktı: “denemek ister misin? dedi. Heyecanla, o anda parmaklarımdan çıkan melodiler şaşkınlık yarattı. “bak buraya yazıyorum,bu çocuk yakında kendi çalıp söyler”dedi. eve dönüşte müzik mağazasına girip bağlama sordum, çok pahalıydı. Para biriktirmeye başladım. Kalbim bağlama aşkıyla yanan bir ateş sanki. Eniştemin ofisinde duvarda asılı bir bağlama gördüm, ofiste kimse yoktu, aldım elime başladım çalmaya. Eniştem gelip görünce şaşırdı, Arif Sağ’a kursa gönderdi. Kısa bir süre sonra, sahneye çıkarken bağlamacı hastalanmış, gelmedi. Kulisteki bağlamayı aldım, çıktım müthiş bir alkış, övgü ile ve extra bir kazançla sahneden indim, o gün güzel bir saz aldım a ma yetmedi, her enstrümana merak başladı ve ne bulursam aldım, çaldım. Orgun, gitarın üzerinde uyuya kalıyordum. Mahallemizdeki Nihat Hoca’dan müziğin alfabesini,notalarını öğrendim. Armoni makamlar, gamlar birçok kitabı okudum. Tek hedefim, müzik adamı olmaktı. ilkokul boyunca Halk Eğitim Merkezine gittim sonra konservatuar, eğitim yavaş geliyor, sahne ağır basıyordu. Konservatuar müdürümüz Nida Tüfekçi: “sahne yasak! ya sahne, ya okul” dedi. Okulu bıraktım. iyi müzik adamları, orkestralarda ayrı bir okul oldu ama bilgi arsızı bir beynim var öğrenmek ömür boyu sürecek ve hiçbir zaman yetmeyecek.

Can Afacan:”Sahnede kullandığım enstrüman gitar görünümlü bir bağlama ilk bağlamamın teknesi kırıldığında yuvarlak kısmını kesip bir kontrplak yapıştırdım, sahnede kullanımı daha ergonomik oldu, sonrasında gitar kasası şeklinde dizayn ettim ve gitar prosesurleriyle istediğim soundlara ulaştım. Enstrümanıma: bağlamanın Ba'sı, Gitarın Gi'si, Can’ın Canı olarak: Bagican adını verdim. Buna benzer birkaç melez saz daha yaptım.

-Elektro gitarla Orhan Gencebay şarkılarını seslendiriyorsunuz.

Orhan Gencebay şarkıları, bu ruck tarzınızla, kendi aranjelerinizle çok seviliyor. Tanık olduğum bir çok durum oldu: 18 yaşında bir genç sizi sahnede dinleyince gidip Orhan Gencebay CD’si aldı. Tarzınızın çizgisini belirlemenizde en etkin rol ne oldu?

Can Afacan:”Gencebay Müziği ile tanışmak ayrı bir kader çizgisi. Ben çöle düşmüş su diye Leyla’yı arayan Mecnun misali, müziğin virgülünden noktasına kadar(ki notası var, noktası yok )araştırmaya başladım.

Bir çok usta müzik adamlarının eserlerini çaldım,söyledim. Gencebay besteleri introsundan, finaline değişen melodisi, armonisi, ritim trafiği, eserin edebi mesajı, şiirsel sözleri, duygusu çok farklı. “Hatasız Kul Olmaz”eserinde Filipin folk müziği armonisini de gördüğümde bu nasıl bir donanım dedim, ayrı bir ufuk oldu. Gencebay bence Türk Müziğinin Çağdaş Devrimcilerinden.

Ben onun ve sevdiğim bütun üstadların eserlerini sahnede evrensel standartlara uygun, Can Afacan aranjeleriyle, şiirleriyle deforme etmeden sundum. Mesela: ailesiyle gelmiş bir misafirimiz “Kaderimin Oyunu” eserini istiyor, Reage formunda sunuyorum. Bu nedenle genç kardeşlerimde babasıyla, annesiyle beraber şarkının bu saundunda sevdiği Bob Marley’i dinliyor gibi, ailecek mutlu oluyor.

-Bütün bir müzik hayatınız Orhan Gencebay’ın şarkılarını yaşayıp, yaşatarak devam ediyor 40 yıl boyunca görüşme fırsatınız oldu mu? Acaba, sizi sahne de görüp, dinledi mi, yoksa Can Afacan’ı hiç duymadı mı?

Can Afacan:”Orhan Gencebay’la bir kere Arı Yapım stüdyolarinda karşılaştık. O, A stüdyoda, “Bence Sende Haklısın”Albümünü, ben de B stüdyoda, rahmetli Esin Engin abime söz verdiğim albüme çalışıyorduk. Albümlerin gizli kahramanı Türkiye'nin ilk tonmaisterlerinden , rahmetli Sıtkı Acim abim tanıştırdı. Uludağ'da kardan yanmış yüzüne kremler sürüyordu, sarıldı babacan güleç yüzlü: “kremliyim öpmeyim”dedi. “Valla çamura batsan öperim”dedim, öptüm. Müziğime katkılarından dolayı teşekkür ettim. Gencebay fan kurucuları benimle Antalya'da, Gencebay gecesi düzenledi. O akşam Okan Bayülgen’in Kral Çıplak programında anıldık, bize ordan teşekkür etti.

Beni hiç dinlemedi, bir sahneme teşrif etmesini çok isterdim.”

-Sahnenizde ilk dikkatimi çeken hitabet sanatınız oldu. Bu alanda (sinema, reklam seslendirme ya da şiir okuma gibi) bir çalışma düşündünüz mü? Siz kendinizde bunu fark etmediniz mi, ya da yoğun sahne çalışmalarından vakit mi olmadı?

Can Afacan:”Bunu övgü olarak kabul ve teşekkür ederim. Benim için çok önemli hitabet sanatı. Cümlenin vurgulanması, içtenlikle, inandırıcı, ikna edici olmak. Şarkı söylemenin, şiir okumanın, sevgiliye seslenmenin; insana saygının esas kuralı, gereği. Bazen çok sevdiğin birine seni seviyorum demek yeterli değildir. Kıymet vermek, lügatın zirvesine ulaşan cümlelerin bile yetmemesi, aciz kalmaktır. Sevmek, hitap ettiğin kişiye özel bir başarı değil, her seferinde anlattığından, söylediğin cümlelerin fakirliğinden, duygularının büyüklüğünün kelimelere sığmayacağını düşündüğün bir hayal kırıklığıdır, hitabet!..

Çok isterdim dublaj ya da sesli kitap, sinema, belgesel kurumlarının reklam sesi olmak. Ayşıl sanat galerisine özel bir beste yaptım, müzayede reklamlarının slogan konuşma sesi oldum; arz, talep oldukça yine yapmak isterim. Şiir albümü projem ise hazır, rafda duruyor.”

-Çok geniş bir hayran kitleniz var sizi etkileyen bir anınız oldu mu hiç?

Can Afacan:”Bir akşam otelde extra bir bayi toplantısı sahnem vardı sahneden inmem yol, şartlar vs. çalıştığım mekana bir saat geç kaldım. Telefonum yol boyunca susmadı, patron, müdür, misafirler arıyor: “nerde kaldın, millet çıldırdı”diye. Herkes hesap isteyip kalkmıştır diye düşünürken içerde masalara tabaklar vurarak tempo tutan belki de protesto eden bir kitle eşliğinde, orkestra korkarak hemen sahneye yerleşti. Aynı tempoda Ya Evde Yoksan’a vokallerde eşlik etti. O gün, bugün Can Can, Can Afacan. vokalleriyle Ya Evde Yoksan repertuarımıza yerleşti. Seyirci, şarkıya çok güzel bir imza attı.

_ “Müzicman” sizin profesyonel kimliğiniz. Tarzınızdaki bu renkler bütün enstrümanları çalıyor olmanızdan mı kaynaklanıyor? Kaç klip çektiniz, kendi bestelediğiniz eserlerinizden bahseder misiniz?

Can Afacan:”Gecem,gündüzüm aldığım nefes, dünyaya geliş amacım; yaşam kaynağım müzik. Hiçbir tarzı seçmedim. Türkü, şarkı, Blues, rock, jazz, opera…benim için hepsi ayrı bir tat, lezzet. Birçok enstrümana gönül verdim: ne bir gitaristim, ne bağlamacı, ne udi, ne de piyanist vs. hepsini çok seviyorum bu yüzden “Musicman” iki klibim var Karakış ve Seven Bulunmaz, 600 ün üstünde söz ve beste, 200 ün üstünde serbest şiirlerim, bestelenmemiş bir kaç tane yeni şarkı sözüm ve ilhamını kaçırdığım yarım kalmış şarkılarım var.”

-Kimle düet yapmak ve hangi orkestrada olmak isterdiniz?

Can Afacan:”Bb King ,Gary Moore, Gipsy Kings, Norah Jones, Loreena McKennitt

Sarah Brightman'la düet,

Londra Filarmoni orkestrası, Pink Floyd, Metallica,Yanni, Pentagram orkestraları ve

Dj Tiesto ile sahne yapmak isterdim.

_ Prenseslerinize yemek yaparken gördüm sizi , mutfakta eşinize yardım ediyor, bazen yemekleri de siz yapıyor, hatta enfes kahvaltı hazırlıyorsunuz; bu pozitif ve üretken enerjinizi neler motive ediyor? (bir kaç defa yemeklerinden tattım, inanın benden çok daha güzel yemek yapıyor)(!)

Can Afacan:”Yemek yapmak müthiş bir terapi. Eşime yardım etmiyorum, yardım ediyorum diyenleride doğru bulmuyorum. Bu hayatı paylaşmak için bir araya geldik, ev işlerinde aktif rolümün olduğu zamanlarda kendimi daha iyi hissediyorum. Beraber yemek yapmakta, film seyretmekte aynı keyfi yaşatıyor.

Mutfakta beraber yaptığımız yemekleri fotoğraflayıp, iki ayrı kitap yapma projemiz de var: Birisi çocukların sevebileceği aktiviteli, sevimli sunumlar digeride karı-koca yemekleri.

Beni motive eden, birilerinin yüzünde gördüğüm mutluluk, hele bu canından çok sevdiklerinse bambaşka bir haz… özelikle pazar günlerine, aile günü olarak hazırlanıyorum, oncesinde dünya mutfağını, su şeflerini, sevimli çocuk menülerini araştırıyor, sunuyorum. Kahvaltı, öğlen yada akşam yemeği fark etmiyor, hem eğlence, hem de göze, damağa hitap eden bir aktivite oluyor.”

_ Çok hassas bir kalbiniz olduğunu biliyorum. En hassas olduğunuz konu nedir? Bir süper gücünüz olsaydı ne olurdunuz, ne yapmak isterdiniz?

Can Afacan:”Ne demiş ünlü düşünür Goethe: “Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir" Bir sihirli değneğim olsa soruna ilk etapta çok egoistce gelecek ama, öyle değil. Hayatta hiç üzülmemeyi, mutluluk dolu olmayı dilerdim. Eğer ben üzülmüyorsam, mutluysam, demekki dünya cennete dönmüştür. Depremler, enkazlar, savaşlar açlıklar, hastalıklar, ölümler olmayacak…Herkes refah, barış, dostluk ve kardeşlik içinde mesut yaşayacak.

Çocuklarımıza, Atatürk’ün bize miras bıraktığı Cumhuriyet ile muasır medeniyet seviyesine ulaştığının resmini görmek benim en büyük mutluluğum.

_ Can Afacan, Can Afacan olmaktan mutlu mu? Bir daha dünyaya gelseniz yine aynı çizginizden yürür müydünüz?

Can Afacan: “Çok mutlu olmak için erken ama yine aynı çizgiden yürürdüm elbette.

Bence, bu hayat iyi bir insan olma okulu, bizler öğrenciyiz, mezun olmak ise ebedi hayatı kazanmak. Ölüm: mezunların ve sınıfta kalanların ayrıldığı bir başka dünya.

Bazı insanlar ölümsüzdür, Atatürk gibi. Neşet Ertaş, Barış Manço, Cem Karaca unutulmaz eserler bırakıp sevgiyle rahmetle anılan ve hiç unutulmayan…

İyi insan olma yolunda yürüyen bu Can’ı seviyorum. Kendimi sevdikçe hayattan zevk alıyorum. Ölümsüz insanlar gibi, kitaplar, eserler bırakıp; sevgiyle, saygıyla rahmetle anılan gerçek bir insan olarak mezun olmak, tek dileğim.”

-Cumhuriyetimizin 100. Yılı feyzi ile okuyucularımıza bir mesajınız var mı?

Can Afacan:”Cumhuriyet ile Cehalet birarada barınamaz. Hürriyetimizin can damarının 100. Yılında gençlere güveniyorum. Hâlâ cehaletin karanlığında kalmış bu çocuk istismarcılarının, kadınlarımızın hayatını hiçe sayan köleliğe götüren zihniyetlerin cevabını Cumhuriyet bekçileri, Atatürk ilkelerinin ışığında yürüyen milletimiz verecektir. Aydınlığı söndürmek isteyen art niyetli zihniyetlerin varlığıyla bugüne ulaşan ve büyüyen Cumhuriyetin ilerleyişini kimse durduramayacak.

Son olarak canım Antalya'mın bana yaşattığı güzelliklerin içinde olan tüm dostlarıma, sanatıma kıymet veren sevenlerime, yürekten teşekkürler ediyorum. Bu kadar güzel soruları hazırlamak ciddi bir analiz, IQ dan ziyade EQ ile yüksek kalitede empatiyi de barındırıyor, cevaplamaktan haz duyduğum, onure olduğum bir röportaj oldu. Melek yüreğinden öpüyor, seninle birlikte tasarımda, yayımda emeği geçen tüm ekininize, çok teşekkürler ediyorum.”

-Benim içinde çok anlamlı bir röportaj oldu. Yaklaşık 20 yıl: röportaj, özel haber, editorial vs. de imzam oldu fakat hiç bu kadar güzel teşekkür almamıştım. Belirtmeliyimki “Orhan Gencebay ile Bir Ömür” Albüm çıktığında o kadar çok dinledimki, her şarkı ezberimde. Her konusu geçtiğinde tekrar ettiğim bir cümle oldu: “bu albümde değerli sanatçılar arasında olmayı hak eden, bence en çok Can Afacan’dı.” Dilerim, birgün Orhan Gencebay, sahnenizde sizi görür ve dinler.

İçtenliğiniz ve kıymetli sözleriniz için çok teşekkür ederim.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.